Türkiye için Nükleer silah seçeneği

Batılı devletler ve İsrail, İran’ın nükleer programını engellemek için sabotaj, suikast, diplomatik baskı, ekonomik ambargo ve siber teknoloji saldırıları dâhil hemen her yolu deniyor.

Teknolojik teçhizat taşıyan İran uçakları düşüyor, nükleer laboratuvarlar infilak ediyor, ithal edilen malzemeler İran’a tahrip edilmiş bir şekilde ulaşabiliyor ve bilim adamları öldürülüyor. Ancak en büyük darbe, Amerika ve İsrail’in beraber geliştirdiği Stuxnet adlı bilgisayar virüsünden geldi. İran’ın tesislerinin bire bir modelini, İsrail çölde Dimona nükleer sahasında kurdu. Daha sonra, zenginleştirme işlemini yöneten Siemens marka bilgisayar kumanda merkezlerini (SCADA) hedef alan, eşi görülmemiş derecede korkunç bir virüs geliştirildi. Virüs dünyadaki bütün Siemens SCADA cihazlarına nüfuz ediyor, ama sadece uranyum zenginleştirme işlemi sırasında aktif duruma geçiyordu. Koruyucu metal silindir içinde çalışan tüpler birden aşırı hızla dönmeye başlıyor ve parçalanıp dağılıyordu.

Stuxnet, 2009′un ikinci yarısında piyasaya sürüldü. İran’da işler 2010′un ilk aylarından itibaren aksamaya başladı. Binlerce tüp parçalandı ve zenginleştirme süreci iyice yavaşladı. 2010 sonunda ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, İran’ın nükleer programının yıllarca ötelendiğini açıkladı. İsrail istihbarat teşkilatı Mossad’ın başkanı Meir Dagan’a göre, İran’ın 2015′ten önce nükleer silah yapmasının önü kesilmişti. Amerika ve İsrail, muhtemel bir askerî saldırıdan bekleneni, bir bilgisayar virüsü sayesinde elde ettiklerini düşünüyordu. O nedenle 2011 ortalarına kadar İran’ın nükleer programı, dünya gündeminde arka sıralara kaydı.

Mayıs 2010′da Türkiye’nin aracılığı sonunda İran, elindeki az zenginleştirilmiş uranyumu takas etmeyi kabul etti. Ama aynı takası Kasım 2009′da uygun bulan Amerika, bu kez işe yanaşmadı. Bu da muhtemelen Stuxnet’le ilgiliydi. 2009 sonlarında henüz ne olacağı belli değildi. Ama Mayıs 2010′da, kamuoyu henüz bilmese de, virüsün tahribatını Washington elbette öğrenmişti. Takas artık İran’a avantaj sağlayacaktı. Denkleme diğer taraftan bakarsak, daha önce kabul etmediği bir öneriyi İran’ın Mayıs 2010′da kabul etmesi de muhtemelen aynı gerekçeye dayanıyordu.

Ancak Batılılar analizlerinde bir kez daha yanıldı. İran Stuxnet’in etkisinden çabuk kurtuldu. 2011 ortalarından itibaren daha gelişmiş ve daha çok sayıda santrifüj tüpünü, üstelik daha da hızlı döndürmeyi başardı. Engellemelerin beklenmeyen sonucu, İran’ın nükleer teknolojide daha çok beceri kazanması oldu.

Uranyum kullanarak nükleer silah yapımında en zor iş, yaklaşık % 90 saflığında malzeme elde etmek. Şimdi İran en zor aşamaları geride bırakmış ve en azından % 20 saflığında uranyum üretmiş durumda. Artık % 90 hedefine birkaç ay içinde ulaşması zor görünmüyor. Diğer taraftan, İran’ın nükleer silah başlığı üretimi için çalıştığını gösteren ciddi bilgiler de var. Batılılar şimdi İran’ı, petrol ambargosu ile durdurmayı planlıyor. Obama yönetiminin İran’a saldırıyı uygun bulmadığı ve İsrail’in tek başına yapmasına da birkaç kez karşı çıktığı biliniyor. Askerî seçeneğin en büyük destekçisi İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, başkanlık seçimleri rekabetinden yararlanarak Obama’yı köşeye sıkıştırma ve yaz aylarında bir saldırı hesabı içinde. Ancak İsrail’de, savunma ve güvenlik dünyasının önemli isimleri, etkili sağcı siyasetçiler, hatta hükümet üyeleri arasında bile İran’a saldırıya karşı çıkanlar var. Mossad Başkanı Dagan, bu görevden ayrıldıktan sonra benzeri hiç görülmemiş bir medya kampanyası başlattı. İran’a saldırmanın “aptalca bir şey” olduğunu, stratejik açıdan İsrail için bir felaket doğuracağını, bölgenin uzun yıllar sürecek bir kaosa sürükleneceğini, İran’ın nükleer silah hedefine bahane ve meşruiyet kazandıracağını ve esasen ABD’yle işbirliği yapmadan, İsrail’in yeterince güçlü bir darbe vuracak askerî kabiliyeti bulunmadığını tekrarladı.

Şu sırada güçlü bir ihtimal gibi görünmeyen askerî saldırı gerçekleşse dahi, gerekli teknolojiye iyice hâkim olan İran’ın nükleer silah yapması artık sadece bir zaman ve siyasî irade meselesi. O durumda bizim için zor bir karar gündeme gelecek: Türkiye de nükleer silah yapmalı mı?

SİYASET VE DİPLOMASİ PERSPEKTİFİNDEN NÜKLEER SİLAH

Nükleer silahlar ilk ve son kez, ABD tarafından 2. Dünya Savaşı sırasında iki Japon şehri üzerinde kullanıldı. Ancak büyük savaştan bu yana nükleer silahların stratejik dengeler üzerinde yarattığı etki, kullanılmasından değil var olmasından ileri geldi. Çünkü stratejik doktrinde vurgulandığı gibi; bir ülkenin gücü, o güç kullanılana kadar, rakiplerin ona atfettiği güçtür. Mesela yarım yüzyılı aşan Soğuk Savaş döneminde, iki hasım blok arasındaki stratejik dengeyi en çok etkileyen münferit olay, Sovyetler Birliği’nin de nükleer silah yapmasıydı.


Facebook Profilinde Paylaş
Ekleyen by :
Yorumlar : Yorum Yok
Etiketler :

Bir Cevap Yazın

sitemap